Depresyon Nedir? Belirtileri, ilaçları, Tedavisi

Depresyon Nedir?

Hiç kimse kendini her an mutlu hissetmez; bazen üzgün olmak son derece normaldir; yaşamın değişkenliğinin kaçınılmaz bir parçasıdır. Ama kendinizi çoğu zaman üzgün ya da mutsuz hissediyorsanız bunun adı depresyondur.

Depresyon Belirtileri

Depresyon belirtiler kendini boşluk, umutsuzluk, değersizlik ya da suçluluk duygularıyla da belli edebilir. Bir zamanlar size keyif veren şeyleri yapmaya karşı ilgisiz hale gelebilirsiniz; uyku düzeniniz değişebilir. Bazıları uykusuzluktan yakınırken diğerleri sürekli uyur. Kendinizi sürekli yorgun hissedersiniz; bir konuya odaklanamaz, karar veremezsiniz ve aşırı yemek yer veya tam tersine hiçbir şey yiyemezsiniz. Baş ağrıları ve sindirim sorunlu tedaviye rağmen yakanızı bırakmaz. En kötüsü, artık hayatın yalanmaya değer olmadığını düşünmeye başlayabilirsiniz.

Depresyon belirtileri zamanla başlayan ve oluşan ruhsal hastalıktır. Kadınlarda şaşırtıcı ölçüde yaygındır ve kadınlar erkeklere göre iki kat sık etkilenir Ancak kadınların kendilerini ne kadar kötü hissettiğini söylemeye daha hazır oklukları için oranın böyle gözüktüğünü ve aslında aradaki farkın göründüğü kadar fazla olmadığını düşünenler de vardır

Depresyon Nedir?

Depresyon Nedir?

Depresyonun Nedenleri Sebepleri

Depresyonun nedenleri ve sebepleri ;

Depresyonun tek bir nedeni yoktur. En sık rastlanan tetikieyici sebepler arasında mutsuz geçen ya da istismarın yaşandığı çocukluk donemi, zor bir aile ortamında yetişmiş olmak, evsizlik, yoksulluk, sevdiğini kaybetme, malî sıkıntılar, boşanma, yas tutma ya da kronik hastalık, hormonal değişiklikler, alkol veya ilaç bağımlılığı ya da ilaçların yan etkileri yer alır. Aslında bu liste sonsuza dek uzayıp gider. Ancak halen de görünürde hiçbir neden yoktur; öylesine ortaya çıkıverir.

Görünürde üzülmesi için hiçbir neden olmayan insanlar depresyona girebilirler; hatta bu depresyon tablosu bazen çok ağır olabilir.

Depresyonda ailevi yatkınlık söz konusu olabilir. Yaygın olarak kabul edilen varsayım bu durumun genetik olduğudur. Acıklı gerçek şu ki pek çok çocuk, depresyondaki ebeveynlerinden olumsuz düşünme konusundaki ilk derslerini alır. Beyindeki kimsayal dengesizlikler düşünme süreçlerini ve nasıl hissettiğimizi etkiler; hem serotonin hem de noradrenalin düzeylerindeki düşmeler depresyona yol açabilir.

Ancak bu “yumurta mı tavuktan çıkar, tavuk mu yumurtadan?” misali yoğun bir tartışma konusudur. Bazı kişilerde, görünüşe göre yaşamda olup bitenler beyin kimyasını değiştirmektedir; oysa başkalarında, göründüğü kadarıyla yaşamdaki değişikliği başlatan beyin kimyasındaki değişikliktir. Yine de pek çok kişide hangi değişikliğin (yaşam baskısı mı, yoksa beyin kimyası mı?) daha önce ortaya çıktığı çok belirsizdir,

Nedeni ne olursa olsun, depresyonda olmak utanılacak bir durum değildir. Depresyon tiroit sorunları ya da pelvis ağrısı kadar gerçek bir hastalıktır. Kendiliğinden ortaya çıkıverir ve depresyonda olmak yetersiz olduğunuz ya da delirdiğiniz anlamına gelmez.

Depresyon Tedavisi

Farklı depresyon tedavi tipleri vardır, ama bunların hepsi genel antidepresanlar ve “konuşma terapileri” gibi farklı yöntemler bir arada kullanılarak tedavi edilebilir. Yaşam tarzınızla ilgili değişikliklerin de yardımı olabilir. Egzersizler, özellikle de sizi birazcık nefes nefese bırakan yoğun aktiviteler duygu durumunuzu yükseltebilir. Bu tür egzersizler, duygu durumunu yükselten, beynin kendi doğal salgısı olan endorfinlerin yoğun biçimde açığa çıkmasına yol açarak, depresyonu hem kısa hem de uzun vadede hafifletebilir.

Doğru bir diyetin de faydasını görebilirsiniz. Karbonhidrattan zengin, protein içeriği düşük gıdalarla beslenmenin kandaki triptofan düzeylerini artırabildiğine ve bunun da beyindeki serotonin düzeylerini yükselebildiğine dair kanıtlar mevcuttur. Omega-3 yağ asitlerinin (yağlı balıklarda bulunur) de depresyonla mücadelede önemli bir yardımcı olduğu düşünülmektedir.

Yöntem hangisi olursa olsun iyileşmeye doğru uzanan yolda ilk adım bir sorun olduğunu kabullenerek doktora başvurmanızda

Depresyon İlaçları

Antidepresanlar

Her nedense antidepresanlar da insanların nefret ettiği bir başka ilaç grubu (doğum kontrol hapının yanı sıra) haline gelmiştir.

Ancak nihayetinde bu ilaçlar doğru kullanıldığında (ve doğru kullanılmaları çok önemlidir) gerçekten de son derece etkili olabilir; duygu durumunu yükseltip yaşam kalitesini artırabilir ve en azından bir ölçüde yeniden dolu dolu yaşama isteği verebilir.

Hekim tarafından reçeteye yazılan başlıca iki tip antidepresan vardır: seçici serotonin gerialım inhibitörleri (SSGİ’ler) ve trisiklik antidepresanlar.

SSGİ antidepresanlar: Fluoksetin (Prozac) ve sitalopram gibi ilaçların bulunduğu bu grup, genellikle trisiklik antidepresanlardan daha hızlı etki gösterir ve yan etkileri daha azdır. Buna karşılık kullanmaya başladıktan sonraki ilk birkaç gün anksiyetede artışa neden olabilir. SSGİ’lerin çok nadiren de olsa intihar eğilimini tetikleyebileceğine dair bildirimler vardır; bunun kesin nedeni bilinmemekle birlikte ağır depresyonda olan birinde ilacın enerji seviyesini biraz yükseltmesi ve yaşamına son verecek gücü bulmayı sağlaması olabilir. Nedeni her ne olursa olsun hiç kimse yakınındaki birini haberdar etmeden SSGİ kullanmaya 201 başiamamalıdır. SSGİ’ler genellikle bir hafta içinde etki göstermeye başlar; ancak tam etkinin ortaya çıkması 2-3 haftayı bulabilir.

Trisiklik antidepresanlar: Dotiepin ve amitriptilin gibi trisikliklerin sakinleştirici etkisi vardır; bu nedenle özellikle uyku bozukluğu olanlar için uygundur. Bu ilaçlar ağız kuruluğuna ve kabızlıklara neden olabilir ve doz aşımı SSGİ’ierdekinden daha tehlikelidir. Tam antidepresan etkinin ortaya çıkması için en az 3 haftalık süre gerekir. Ancak bazıları uzun vadede duygu durumunu düzeltme açısından trisiklikleri SSGİ’lerden daha etkili bulur.

Pek çok şeyde olduğu gibi bu durumda da seçim bireysel belir tilere bağlıdır; “en iyi” ilaç diye bir kavram yoktur. Hangi ilaç seçilirse seçilsin insanların antidepresanlaria ilgili en büyük hatası, ilacı kendilerini iyi hissettikleri anda çok erken bırakmalarıdır. Oysaki ilaca normal hissetmeye başladıktan sonra en az 3 ay devam edilmesi gerekir. Ancak bu, ilacı uzun süre kullanmanız gereklini anlamına gelmez. Bazı kişilerin antidepresan ilaçları yıllar boyu kullanması gerekirken diğerleri 6 aylık tedaviden sonra kendini belirgin ölçüde iyi hisseder ve tedaviyi keser.
Antidepresanlar bağımlılık yapmaz; bir sonraki dozu daha önce almak ya da dozu artırmak için istek duymazsınız. İlacı bıraktığınız anda duygu durumuzda ani bir bozulma da olmaz. Buna karşılık ilacı aniden bırakmak sersemleme ve “elektrik çarpmasına benzer bir hisse neden olabilir; bırakılan ilaç SSGİ.olduğunda bunlar daha belirgindir. Bu nedenle bütün antidepresanlar birkaç haftalık bir dönem içerisinde yavaş yavaş bırakılmalıdır.

Bitkisel bir ilaç olan sarıkantaronun hafif orta dereceli depresyonda yardımcı olduğu bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır. Ancak doğru dozda ilacın (aktif içerik olan hiperisinden günde 300 mikrogram) yeterince uzun süre kullanılması önemlidir. Sarı kantaronun kayda değer bir fark oluşturması için genellikle en az 2-3 haftalık bir zaman geçmesi gerekir. Doğum kontrol hapının etkisini azaltabileceği gibi başka ilaçlarla, özellikle de diğer antidepresanlarla etkileşebiiir. Başka ilaç kullanıyorsanız ya da başka sağlık sorunlarınız varsa sarıkantaron kullanmaya başlamadan önce mutlaka hekiminize danışın ya da deneyimli bir eczacıyla görüşün.

Reply